Goriot Baba

Şöyle der Stefan Zweig:

Tırıs halinde bir fayton neredeyse onlara sürtünerek yanlarından geçip gider; tekerleklerden sıçrayan çamur üstlerini başlarını kirletir; arabacı kamçısını sallar; ama arabada genç bir kadın oturmaktadır. Saçlarının arasında ışıldayan bir pırlanta vardır. Onlara şöyle bir göz atar. Çekici ve güzeldir, zevkin sembolü gibidir. Ve Balzac’ın bütün kahramanlarının bu anda tek bir arzusu vardır: Bu kadın, bu araba, bu uşaklar, bu zenginlik, Paris ve bütün dünya benim olacak!

Bu sözler için “İnsanlık Komedyası”nın üç bine yakın karakterinin genel tanımı dersek, hiç de abartmış olmayız. Goriot Baba ise bu karakterlerin en ilginçlerini bizimle tanıştırır. İnsanlık komedyasının eşsiz evrenine girmek için kapıyı aralayan ünlü birkaç karakteriyle ilk kez bu romanda tanışırız. Goriot Baba ilk olarak 1834 yılında Revue(revu) de Paris’de yayımlanır. Realist akımın başarılı bir örneği ve yazarın en çok okunan eserlerindendir.

Maksim Gorki’nin şu sözleri ise başlangıç için bir ana fikir olabilir. “Bu kitap beni kesin olarak yere sermişti ve uzun zaman kendimi; çiğnenen insan onurunun, insanların yüreklerine attıkları acıların öcünü almakla dünyayı tehdit eden Rastignac gibi hissetmiştim.”

Karısını kaybedişinin ardından bütün aşk ve sevgisini iki kızına yönelten, babalık duygusunu çılgınlık derecesinde yaşayan, kızlarını tutkuyla seven bir babanın hikâyesidir anlatılan. Basit bir şehriye işçisiyken, Paris’te kıtlık zamanlarında tahıl fiyatlarının yükselmesiyle servet sahibi olmuştur Goriot Baba. Zengin bir çiftçinin kızı olan karısına ilahi bir hayranlık ve sınırsız bir aşk beslemiş ancak yedi yıl sürebilmiştir evlilikleri. Bu yüzdendir ki, Goriot Baba’daki babalık duygusu, her şeyin önüne geçmiş, kendisi dışındaki her duyguyu yok etmiş, adeta hastalık derecesine ulaşmıştır. Kısacası romanın en belirgin temalarından biri “Babalık Duygusu”dur.

 

« Geri dön

Yorum yap

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin