Toprak Kokusu

Reşat Enis Aygen ‘in 1944 yılında, Adana ‘nın yerel gazetesi olan “Bugün”de çalışırken kaleme aldığı romanıdır. Orhan Kemal’in ‘beş romanlık malzeme var’ dediği Toprak Kokusu 1940 ve 1944 yılları arasında, henüz bir kentten çok çiftçi memleketi diyebileceğimiz Adana ’yı anlatır. Köylü sürekli hasta, aç ve yoksuldur. Alabildiğine bereketli olan bu topraklar, ovanın yüzde doksanının sahibi otuz kırk ağazadenin elindedir. Hikaye yoksul bir çiftçi olan Boyalısakal Mehmet’in, bu ağalardan biri olan Şakir Paşazadenin, Boyalısakal’ın toprağını gasp etmesiyle başlar. Boyalısakal ağayla girdiği savaşta tabiki yenilecektir ve kendi toprağında ağanın ırgatı olacaktır. Bu değişmez kaderin değişimini okurken de bölge insanının yaşamı içindeki gerçeklikleri giysilerinden geleneklerine, yerel deyiş ve atasözlerinden, inançlarına tüm ayrıntılarıyla, bir film izlercesine görürüz okuma serüvenimiz boyunca. Bu kunt roman, saymaktan yorulunacak denli çok hikaye ve karakteri anlatıyor okuyana.   “C…” kazasının eski belediye reisi “S…” , mütegallibenin gardına uğramış, hayata ve insanlara küsmüş bir münzevidir. Şöyle der Melek’e, ”Istırabı yok edecek yol sekiz koldur: Halis iman, halis irade, doğru konuşma, doğru hareket etmek, doğru yaşamak, doğru çalışmak, doğru fikir, doğru düşünce!” Ancak Melek, bu sözlere bir kahkaha ile karşılık verir. “Istıraplarımdan kurtulmak için Buda’nın felsefesine mi bağlanacağım! Yirminci yüzyılın insanı Buda’nın masalına kanıp, ıstırabını ve üzüntüsünü unutacak kadar saf yürekli değil…”  diye düşünür ve toprağının kokusunu unutmayı reddeden Elif’in(Melek) son sözleriyle biter roman: “… Bir Hint peygamberinin dediği gibi, denizlere dökülen en büyük nehirler, nasıl adlarını ve hüviyetlerini kaybedip döküldükleri denizlerin adı ile anılırlarsa…” diye de hikâyesine son noktayı koyar.

« Geri dön

Yorum yap

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin